Deniz damladı biraz elime, önce tahtadan bir sandalye ağırladı beni, sonrasında üzerimi örttü iki kelime,
“Bakın, iyi tanıyın, araştırın beni bulun, öyle kolay değildir kemiklerimden ev yapmak benim.
Zamanım daha yavaş geçer. Duyulmaz sesim, rüzgarım deymez size. Ben böyle garip bir yerdeyim. Yere basmaz ayağım,
Görmez beni öyle gözler. Mevsimim başkadır benim, ne ağaca benzerim ne de buluta. Öğüt veremem de size,
öğütlerim yaramaz işinize. Burası başka bir yer değil. Burası başka bir mevsim.”
Üzerinde harfler olmayan, tüm tuşları beyaz bir daktilo duruyordu masada. Tuşlarına bastıkça önceki gece gördüğüm rüyayı yazıyordu eksiksiz…

Twitter
One Comment
everything looks so surreal and worth longing for