Onca heves, onca saniye, tüm geceler, tüm gemiler ve kıyamtler tüm ve
aptal eden rüzgar, uyandıran yağmur, sizleri gördüm tanıdım.
Bütün bütün yutun beni şimdi, çiğnemeden, ayıklamadan kemiklerimi. Onca korku, onca endişe,
Kokusu kalır film bitince yağmurun, su temizler, toprak sever. Hava anlar olunca, başka renkler
belirir gözün bilmediği.
Böylelikle uyum sağlar yeni nefes, yeni güneş karnındadır kara bir mağranın, kimse bilmeden uyur orda bekler.
Dışarıdan görünen yuvarlak neşeli göbekler. Kimsiz, nesiz,zamansız kalınca anlaşır, kimin nezaman ne olduğu.
İzin ister, “Kimse karışmasın, bulaşmasın be gece bana. Bildiğim gibi öleyim,
istediğim yere gömüleyim, en azından bu gecelik. Sabah olunca altın yıldızlar, ay masmavi oluncaya kadar izin verin bana,
Şimdi dokunmayın, deymeyin kıyametime.”
Belki gene gelir kış. Kandillerden döner yağmur kuşları.
Devam eder. “Küçükken başka şeyler olurdu, şimdi şeyler aynı oluyor.
Yağmur yanardı kocaman, kulaklarımız uyuşurdu, hava başka başka renklerde oluşurdu.
Uykulardan başlardık bitmez, masallardan ayna yaprdık aylardan.”
Sonra sustu evet, dağalın tamam.

Twitter
One Comment
kalb